
MADENCİLİĞİ NEREDE YAPALIM (MI?) !!!
Çevre bilinci geliştikçe bu soru gittikçe önemli hale geldi; madencilik yapalım mı, yapacaksak nerede yapalım?
Tarih boyunca madenler ve bu madenleri çıkarıp işlemek toplumların en büyük avantajı olmuştur. Yapılan yeni arkeolojik kazılarda çıkan malzemelerin incelenmesinde, dünya tarihinin çok eski tarihlerinde madenlerin ve madenciliğin yoğun bir ticarete konu olduğu keşfedilmiştir. Örneğin daha taş devri yaşanırken Anadolu'da çıkarılan Niğde’de (bizim küçükken cingi taş dediğimiz) obsidyen taşının Mısır'a kadar ihraç edildiği keşfedilmiştir. Her madenin (özellikle taşlar) içlerindeki diğer karışımların oranı ve sayısı, o madenin nerede çıktığını, insanlarda bulunan parmak izi gibi ayırıcı bir şekilde gösterir. İşte Mısırda arkeolojik kazılarda ortaya çıkan binlerce yıllık obsidyen taşlarının içindeki karışım incelendiğinde bunların Anadolu'dan geldiği ortaya çıkmıştır. (Obsidyen taşı uygun şekilde kırıldığında ameliyat bistürisinden daha keskindir) Kıbrıs adası tarih öncesinden beri bakır ticareti ile önem kazanmıştır. Yine Aztek başkentinde çıkarılan yeşil renkli obsidyen Amerika'nın her yerine ticaret yoluyla gitmiştir.
İnsanlar madenleri kullanmayı keşfederek, bunlardan tarih boyunca faydalanmıştır. İnsan silah olarak önce bir dal ve kemik parçası kullanmış, daha sonra bu dalın ucuna sivri ve keskin bir taş bağlayarak silahının etkisini artırmıştır. Ancak daha sonra taşın çok çabuk kırıldığını görünce demiri bu taşın yerine koymuş, odun kömürü yapmayı öğrenerek demiri eritmiş ve kendisine sağlam, daha zor kırılan silahlar yapmıştır. Bu demirin içine bakır karıştırarak çok daha sağlam tunç eşyalar yapmıştır. Bu eşyalar silah olduğu gibi ev eşyası, yemek yenecek kap kaçak da olmuştur.
İşte insanlara bu ilerlemeyi toprağın içinde bulunan madenler sağlamıştır. Toprağı kazarak çıkarılan maden ve madencilik insanlar için uzun yıllar en büyük katma değerli üretim ve zenginleşme kaynağı olmuştur. Ancak son zamanlarda insanlığın ulaştığı çevre bilinci bizi yapılan işlerin sonucunda elde edilen gelir ile bu işin çevreye verdiği zararı karşılaştırmaya itmiştir. Eğer verilen çevresel zarar çok yüksek ise o üretim o bölgede yapılmayıp daha az zararlı olacağı bölgelere aktarılmıştır. Örneğin İstanbulun içinde kalan sanayi tesisleri İzmit Dilovası'na yada Tekirdağ Çerkezköy ilçesine taşınmıştır.
Madencilik konusunda ilk karar verilmesi gereken şey, bu madenleri çıkarıp, çıkarmamaktır. Madencilik çok yüksek bir katma değere sahiptir. Bir çok maden, satış bedelinin çok az bir kısmına topraktan çıkarılarak satılabilir. Yada çıkarıldıktan sonra bir çoğu kimyasal olmayan basit ayrıştırma tekniği ile madenin içinde bulunduğu topraktan kolayca ayrıştırılır. Bu yüksek kazanç ve madenin sağladığı avantaj nedeniyle üretilmesi toplum tarafından onaylanır. Aslında bir çok iş kolunda bu avantaj ve dezavantaj dengesi gözetilir ve çok dezavantajlıysa daha başka bir yere taşınması sağlanır.
İşte burada madenciliği diğer iş kollarından ayıran bir husus vardır. Madeni sadece Allah’ın onu yarattığı yerden çıkarabilirsiniz. Ayakkabı üretimi yapacak fabrikayı ya da boya fabrikasını İstanbul'da değil İzmit'te kurabilirsiniz, ama taş kömürünü Allah’ın onu yarattığı Zonguldak'ta çıkarabilirsiniz. Konya'da çıkaralım diyemezsiniz çünkü Allah orada yaratmamıştır.
İşte bu gibi durumlarda esas karar verilmesi gereken ilk şey madeni çıkarıp, çıkarmamaktır. Madencilik tarih boyunca sağladığı büyük avantaj nedeniyle terk edilmemiştir.
Ülkemizde yaşanan Kaz dağlarında altın çıkarma tartışması aslında bu altını Kanadalı bir firmanın yapmasındandır. Bu firmanın dünyada yaptığı madencilik faaliyetinin kirli bir karneye sahip olması bu tepkiyi haklı olarak artırmaktadır. Hatta bu Kanadalı firma en büyük madencilik felaketine kendi ülkesinde sebep olmuştur.
En son Erzincan İliç ilçesinde meydan gelen göçük ile başka bir uluslararası (ABD) firma uygunsuz üretim yaparak, çok büyük bir kazaya sebep olmuştur.
Madencilik çok büyük kazançlar sağlayan bir sektör olmasının yanında çok yoğun bir istihdam sağlar. Üstelik çalışan bu işçilerin en az % 90 kadarı vasıfsız işçidir. Yani madenler çok büyük sayıda vasıfsız insanı alıp topluma kazandırır. Yoğun insan gücü kullanan bir sektör olarak madencilik desteklenmesi gereken bir sektördür.
Bunun yanında madencilik devamında daha yüksek kazanç sağlayan sektörler oluşturur. Ham halinde satıldığında yüksek katma değer sağlayan madencilik, işlenmesi ile bu katma değeri kolayca katlar. Örneğin Bor madeninin tonu 200 dolar civarındadır. Bu madeni üretmek çok kolaydır ve ülkemizde çok miktarda vardır. Bu madeni ham madde olarak satmayıp işlememiz sonrasında kilosu 10 binlerce dolara çıkması işten değildir. Örneğin çok aşındırıcı ve sıcağa dayanıklı olan bor kullanılarak tank ve uzay araçlarına ısı kalkanı ürettiğiniz de bu malzemenin kilosu binlerce dolara çıkmaktadır. Bunlar çok şükür ki ülkemizde üretilmektedir.
Bazı madenler bugün stratejik olmuştur. Lityum, Barilyum, Kobalt, Uranyum artık paranızla dahi almakta zorlandığınız malzemelerdir. Elektronik ürünler ve batarya yapımında zorunlu olarak kullanılan bu madenleriniz yoksa savaş ve savunma teknolojiniz asla belli bir gelişmişliğe ulaşamaz.
Petrol yıllarca çıkarılması, taşınması ve satılması stratejik olarak denetlenen bir madendir. Bu madenleri kendi paranız ile alamazsınız. Bunun için çok miktarda döviz geliriniz olmalıdır. Döviz sıkıntısı bizim ülkemizin yüzyıllık sorunudur. Kendi ülkenizde ürettiğiniz madenleri ise TL ile satın alma avantajınız vardır. Yıllardır cari açığımız petrol ithalatımız civarında gezmektedir. Petrolü kendimizin üretmesi halinde açık veren değil, fazla veren bir ülke durumuna geleceğimiz açıktır.
Kar amacıyla davranan firmaların hele uluslararası firmaların denetlenmediklerinde insan hayatını hiçe saydıkları çok bilinen bir gerçektir. Ancak bizim de denetimi akla ve mantığa uygun şekilde yapmamız gerekir. Son Erzincan ili, İliç ilçesinde olan kaza ile ilgili bir değerlendirme yapmak gerekirse Maden ruhsatlarını veren, bunların üretimini tekniğine göre denetleyen kurum ülkemizde Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğüdür (MAPEG). Siz altın madenlerinin projesini onaylama ve bu projeye göre üretim yapılıp yapılmadığını teknik olarak denetleme işini işin sahibi olan MAPEG yerine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na verirseniz, bu işi yapmak konusunda bilgi, tecrübe ve elemanı olmayan Bakanlığın layıkıyla denetim yapamayacağı bir gerçektir ve ne yazık ki denetim yapılamamıştır.
Yazımızın başından beri anlatmaya çalıştığımız şey aslında madenciliğin tarih boyunca önemli olduğu ve yapılmasının mutlak gerekli olduğudur. Ancak bu gerekli işin denetimini layıkıyla yapacak kurumlara denetim işini vermek ve bu denetimin yapılmasına müsade etmek kaydıyla bu üretim topluma zarar vermeden yapılabilir.
Toplam Okunma Sayısı : 498