YENİ ANAYASAYI CESARET VE VİZYONLA YAZMAK ÖNEMLİDİR

YENİ ANAYASAYI CESARET VE VİZYONLA YAZMAK ÖNEMLİDİR

YENİ ANAYASAYI CESARET VE VİZYONLA YAZMAK ÖNEMLİDİR

           

17 kez değişen 1982 Anayasa’sında, hangi madde ya da maddeleri değiştirirsek, darbecilerin küstahlığına bir daha uğramayız? Uğursuz bir iştahla “yüce Türk Milleti’ne“ diyerek başlayan bildiriler bir daha asla, bu millet coğrafyasına bela ve musibet yağdırarak, ekonomisini çökerterek, kültürel ve sanatsal gelişmenin önünü tıkayarak, insani yücelişi ve ekonomik kalkınmayı gölgelemez yada gölgeleyemez!

 

“Cumhuriyeti kolluyoruz ve koruyoruz“ derken, yedi cetlerini zengin etmek için parselledikleri mülkleri, çoluk çocuklarına yaptıkları üçyüz - beşyüz dairelik çalıntı (Kenan Evren’in damadı adına çıkan gayrımenkulleri unutmak ne mümkün!) zenginlikleri,  milletin elinden zorla aldıkları tarihi değerleri, boğazdan çaldıkları yeşil alanları nasıl bunlara kaptırmayız!

 

Dolayısıyla iş dönüp dolaşıyor, milletin önce kurtarılması gerektiğine inandırılması konusuna geliyordu. Yani hile ve desise kullanılarak aldatıldığı bir dönemden sonra, sahte kurtarıcılar cumhuriyeti kollama ve korumak için sahaya atlıyorlar ve kendilerini kurtarmak için ne lazımsa onu yapıyorlardı. Hiçbir şey yapamayan, eline bir yağlıboya fırçası alıp bir tuvali 300.000 TL’na satabiliyordu! (Büyük ressam Kenan Evren’in yağlıboyasını hatırlatalım!)

 

SİHİRLİ BİR DEĞNEKLE DOKUNSAK!

 

Darbelerin ve darbecilerin şerrinden korunmak bir yana anayasaların aynı zamanda toplumlar için derinlikli bir sözleşme olduğu düşünülürse, doğru bir temel ve onun üzerinde yükselen bir mefkure için de bu ülkenin yeni bir anayasa ihtiyacı kendini belli ediyor.

 

Çünkü 15 Temmuz 2016 tarihinde, Türkiye’nin biriken sorunlarının somut düzlemde kendini belli ettiği, 1999 depreminden daha öte bir sarsıntı yaşadık. Bize ne oldu da  beşbin yıllık tarihi olan bir millet bu kadar sarsıldı. Toplumsal yapı test edildi. Yıkılmadı.

 

Ancak bizi biz yapan, dokularımıza işleyen tarih, kültür, ideal, fikir ve hareket birliğimizin bir restorasyona ihtiyaç duyduğu aşikar olarak ortaya çıktı. Uluslarası mihraklarca yönlendirilen bir yapı, terör örgütü olarak hafızamıza kayıt olurken, toplumsal dokumuzda nelerin mikrop kaptığını fark etmiş olduk. Bu musibet elbette bin nasihatten hayırlı olacak belki ama, 15 Temmuz sonrası toplumsal bünyeye iyi gelecek ne varsa Beştepe Külliyesi’nde yeni kurulan hukuk, kültür ve insan kaynakları ofislerinin yeterince yeni toplumsal teklifler getirdiği ve bunu hayata geçirdiği söylenemez. İnsan yetiştirme düzenimiz eskiye oranla ne kadar değişti? Veya soruyu şöyle soralım; milletimizi 15 Temmuz’a getiren dinamikleri ne kadar değiştirebildik?

 

Yeni anayasa ihtiyacı elbette yaşadığımız zorlukların, zorlayıcı tehditleri ile bize istikamet veriyor. Dolayısıyla sihirli bir değnek ihtiyacından çok, lazım olan değişiklik ne ise ona göre hareket ediyoruz. Mesela Anayasanın 9. Maddesine ”Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır” değişikliğini getirirken de yargının tarafsız olması ihtiyacını derinden hissettiğimiz için yerleştirmiş olduk. 2017 yılında yapılan bu değişiklik hamlesinde 18 madde değişmiş oldu. Özellikle Başkanlık Sistemin gerektirdiği ihtiyaçlar dahilinde Bakanlar Kurulunun yetkileri Cumhurbaşkanı’nın siyasi sorumluluğuna bırakıldı. Milletvekili sayısının 600’e çıkarılması, seçilme yaşının da 25’den 18’e indirilmesi de bu değişiklikler içerisindeydi.

 

Bundan sonrası içinde toplumsal ihtiyaçlara göre bu değişiklikler yapılabilir olacaktır. Meclisin nasıl toplantıya çağrılacağı, genel görüşmenin hangi nedenle yapılacağı, ancak doğuştan Türk vatandaşı olanların Cumhurbaşkanı seçilebileceği vs.. gibi hususların tamamı toplumsal ihtiyacın ürünleridir. Hatta daha önce Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ne asker yerine sivil hakimlerin atanması dahil,  milletlerarası sözleşmelere öncelik tanıyan 90. madde değişikliği, parti kapatmanın zorlaştırılması maddeleri, devlete işsizleri koruma görevi verilmesi vs.  son derece önemli ve insan merkezli bir yaklaşımın millet idaresinde tercih edildiğini öngören doğru gelişmelerdi.

 

Bundan sonrası içinde umarız ki; teknik anlamda ne lazımsa bu ihtiyacın anayasa değişikliği olarak kodifikasyona gidilmesi bir meşru hukuki refleks olarak kabul edilir ve bir teamül haline gelir. Bu hususun gocunulacak, komplekse girilecek bir tarafı olamaz. Olmamalıdır.

 

DİNAMİK BİR HUKUKİ STRATEJİ OLMAZSA OLMAZDIR.

 

Anayasa’yı yeniden yazıyorsanız, küresel gelişmelerin dikkate alınması, dinamizme açık olması, anayasanın topluma yön vermekte etkin olması ve meşruluğu açısından son derece önemli olduğu tartışılmaz. Dolayısıyla anayasanın tümünün elbette tamamının  değiştirilebilir olması ideal olandır. Çünkü gerçek olan ne ise yazıya geçirilmiş olanla örtüşüyorsa hayatınız zenginleşir, aksi durumda ciddiye alınmayan bir yazılı metin vardır esasen.!

 

Bu nedenle, anayasanın sosyolojik değişime paralel olarak değişmesi gerektiği ve değişim konusunda mutabakata varılmasının, olumlu anlamda değişimin önünü açmanın elzem olduğu açıktır.

 

Zira, temel kuruluş belgesi olan bir anayasayı değiştiremeyen bir milletin kendisini yönetme kabiliyetinden ve  egemenliğinden söz edilemez. 1791 Fransız Anayasası'nın VII. Başlık, 1. maddesinde; anayasayı değiştirmenin ulusun bir hakkı olarak nitelendirildiği görülmektedir. 1793 Haklar Beyannamesi'nde; “Bir halk her zaman anayasayı değiştirme, yenileştirme ve gözden geçirme hakkına sahiptir” ifadesi ile bir kuşağın kendisinden sonra gelen nesli  kendi yasalarına mahkum etmesi ve diktesi engellenmiştir. Toplum muhakkak zamanla değişir, elbette anayasası da değişir.

 

İHTİYACIMIZ OLAN “SIRADAN OLMADIĞIMIZ HİSSİDİR”

 

İstanbul Sözleşmesi tartışmalarında görüldü ki, toplum olarak görüşümüzün alınmasını  talep ediyoruz. Bize sorulmadan uluslararası kabul ettiğimiz bir antlaşmadan dönülmesini de kolay kolay kabullenmek istemiyoruz. Demek ki eski tabirle “kafasına vur ekmeğini al” tipi bir vatandaş tarifi de bize uyacak gibi durmuyor… Hatta tartışmalarda o kadar ileri giden bireyleri görünce Türkiye 1980’lere geri dönebilse “Yüce Türk Milletine“ diye bildiri okuyan 12 Eylül liderine “al bildirini başına çal” diye sokaklara çıkılırdı diye hayal kurası geliyor insanın.

 

28 Şubat’ta “demokrasiye balans ayarı yaptık” diyebilen Çevik Bir isimli şahsın, bugünün şartlarında bunu dedikten sonra sokak ortasında ellerini cebine sokup gezebileceğini düşünemiyorsunuz.

 

Hatta “öyle başbakanın  ..zevenk! kim olursa olsun“ deme cesareti gösteren 28 ŞUBAT Generali Osman ÖZBEK‘in, bugünün şartlarında giyotin cezasını hak ettiğini düşünmek bile mümkün.

 

Peki bugünün şartlarında yeni anayasayı nasıl yazmalıyız.

 

Hangi alev saçan maddeleri koyarsak, aya kafa tutar, güneşe yumruk sallarız?        

 

İnovasyon toplumu olmak için ne varsa elde edebileceğimiz sosyo-kültürel yapıyı inşa etmek için nasıl kompoze etmeliyiz.

 

Ölüm cezasını geri getirmeli miyiz? Kadına şiddeti cezalandırırken, tüm kocaları bir kefeye koyup delil aramadan uzaklaştırma cezasını Anayasa’ya yazarsak yüreğimizin dayanmadığı kadın cinayetlerinin önüne geçebilir miyiz?

 

Anayasa öncelikle somut gündemin problemlerine karşı aklımıza gelen ilk doğruyu ihtiva eden metinlerden oluşamaz. Aksi halde anayasayı günübirlik tartışmaların içerisinden çıkaramayız. Teknik tabirle kazuistik (olay bazlı) bir anayasa bugün de yarın da başımızın belası olacaktır.

 

İşte size bir takım pratik öneriler :

 

1- “Türkiye devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Resmi dili Türkçedir. Misakı milli sınırları içerisinde konuşulan her dil, aynı zamanda milletin gönül dilidir. Ayyıldızlı bayrağın ve İstiklal Marşımızın mefkuresine bağlı her vatandaşımızın ana dili sevgi ve saygıyla baştacıdır.”(madde 3)

 

2- “Devletin temel amaç ve görevleri, milletin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak bu anayasada geçen hiçbir hükmün bütün vatandaşlar için adalet, sosyal refah, insanın maddi ve manevi gelişmesini sağlayan imar eşitsizliği yaratmadan ortak bir gelecek mefkuresine hizmet etmektir.” (madde 5)

 

3- “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar: Anayasaya, kanuna, ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hakimin görevi hakkı yerine koymak, hukukun üstünlüğünü aramaktır. İstinaf ve temyiz makamlarınca onanmış her mahkeme kararıyla  kendini bağlı hissedecek olan hakim aynı zamanda dinamik tahlil metoduyla verdiği her kararda doğruyu, hukukun üstünlüğü mücadelesini bağımsız ve tarafsız olarak icra etmelidir… (madde 138)

 

4-“Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, TBMM’nin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır. Temel hak ve hürriyetlerle ilgili her uluslararası andlaşma usulde paralellik ilkesi gözetilerek TBMM kararıyla onaylanır veya fesholunur. (Madde 90)

 

5-“ Cumhurbaşkanı devletin başıdır… Üniversite rektörlerini seçerken, ancak üniversitenin seçtiği kişilerden birisini atayabilir.” (Madde 104)

 

Nurettin Topçu’nun emaneti “İsyan Ahlakı” bir karşı koyuş hamlesidir. Amerikalı çoğunlukla  “odadaki fili” konuşmaz. Çünkü  bir ihtilaf çıkarsa yolun çıkmaz sokak olmasını engellemeyi düşünür. Çatışma çözümü dediklerini ilkokulda öğrenmeye başlıyorlar çünkü. Bizim irfan geleneğimizde istikamet esastır. Bu nedenle ameller niyetlere göredir. Yanlış yapmaya bile müsamaha gösteren bir anlayışla yol yürürüz. Çünkü niyet halis olmalıdır. İnsanlar birbirine şüpheyle yaklaşmaz. Eninde sonunda bu coğrafya anayasasını yazacaktır. Batı düşüncesinin en son teklifi LGBT ise eğer, işaret ettiği her doğru olanı, son hakikate boğduran Dostoyevski bugün yaşasaydı eğer Neitsche gibi çığlık atabilirdi. ”Tanrıyı öldürdünüz siz!” diye.

 

Bizim de bir karar vermemiz gerekiyor. İlla batı düşüncesinin iyi not vereceği bir karar verirsek, bu bizim için iyidir fikrinden vazgeçmek tarihi bir zaruret olarak kendini belli ederken bu gerçeği görmemek, üstünkörü davranmak, yüzeysel yaklaşmak bu coğrafyanın gelecek hikayesine ihanet etmektir. Bu sorumlulukla ortaya çıkacak her anayasa metnine saygı duyacağız. Niyet ve istikamet doğru olmak kaydıyla. Çünkü doğudan batıya her coğrafya bu ülkenin ortaya koyacağı yeni anayasanın ilhamını bekliyor. Bunu yapabiliriz.

Toplam Okunma Sayısı : 370